Home / Genel / Ege’de Organik Tarımın En Eski Adresi: Gürsel Tonbul Çiftliği

Ege’de Organik Tarımın En Eski Adresi: Gürsel Tonbul Çiftliği

yerlim1

Beyler alınmasın ama organik tarımla bir kadın ismini yanyana görünce çok mutlu oluyorum. Sürdürülebilir ve organik tarımın en çok da annelere yakışmasından daha doğal ne olabilir ? İşte sayıları giderek artmakta olan Türkiye’nin bu öncü kadınlarından biri de çiftliğe hem adını hem de tüm enerjisini veren sevgili Gürsel Hanım. Aydın Kuşadası’nda Davutlar Yolu üzerinde yer alan çiftliği ziyarete gittiğimde , bağbozumu zamanıydı ve Gürsel hanım çiftliğin sahibinden ziyade çiftlik çalışanı gibi koşturmaktaydı. 

Oysa ki karşımda Türkiye’nin en iyi organik tarım uygulamasına sahip ilk 5 çiftliğinden biri seçilen, ürettiği zeytinyağları yurtdışından ödüllerle dönen bir hanım vardı. İngilizce öğretmenliği ile başlayan ve turizm sektöründe yer alan aile şirketlerindeki yöneticilik kariyerlerinden sonra 2000 yılından bu yana kesintisiz sürdürdüğü sertifikalı organik tarımla bugünlere uzanan bir başarı hikayesi var. Devamını kendisinden dinleyelim.
Gürsel Hanım, turizmle gayet güzel devam eden kariyeriniz nasıl oldu da en zoru olan organik tarıma döndü? Neden ve nasıl başladınız? 
Ben Toros dağlarından gelme bir Yörük ailesi ile Balkanlardan gelme bir göçmen ailesinin torunuyum. Çocukluğumu çok şanslı bir şekilde büyükanne ve büyükbabalarımla birlikte geçirdim. Hiç farkında olmadan onlardan yaşamın özüne dair temel bilgileri almışım. Bireysel eğitimimi aldıktan ve hayatımı kazandıktan sonra, kişisel tercihlerim için seçim yapma şansı karşıma çıkınca, tercihimi toprakla birlikte yaşamaktan yana yaptım. Toprak, su, bitki, hayvan, besin, yaşam; yani yerleşik tarımın (çiftçilik ve besin) insan hayatındaki önem ve değerini fark ettiğimde henüz genç ama yeterince erişkin bir bireydim. Genetik hafızam ve çocukluk yıllarımdan bu yana büyükanne ve büyükbabalarımın bana aktardığı bilgi seçtiğim yolda ilk rehberim oldu. Tarım alanlarına kurumsal bir işletme yapısı kazandırma işini üstlendim. Hiç tarım eğitimi almamıştım. İlk birkaç yılda, topraklarımızda uygulanmakta olan tarım modelinde toprağa ve kendimize zarar verdiğimizi gördüm. Alternatifleri araştırdım. Karşıma ‘Organik tarım’ çıktı.  Bir gecede ve tek başıma değişim kararı verdim. İlk 5 yıl çok zor ve meşakkatli oldu. Tüm çevrem; çalışanlarım, ailem, arkadaşlarım ve hatta her konuda destekçim olan eşim bile karşımdaydı. Toprak, bitki, ağaç; bağlar, bahçeler karşı duruyorlardı. Dönüşüm sancılı ve zorlu oldu ama vazgeçmeyi aklımdan bile geçirmedim.
Yaşamın adil sürdürülebilirliğine, İnsan-Hayvan-Bitki dostluğuna en yakın alternatif tarım modeli olduğunu gördüğüm ve buna inandığım için Organik tarımı seçtim. 

Çiftlik büyüklüğü ne kadar ve neler üretiyorsunuz?Çiftlikte yer alan diğer işletme birimleri neler? 
Tarım alanlarımız 1500 dekarın üzerinde ve çok çeşitlilik üzerine üretim yapılıyor. Üretim, tüketim birliğini oluşturması ve dışa vuran yüzünü insanlarla da paylaşmak hedefiyle Değirmen işletmelerini kurdum. Değirmen Restoran, zeytinyağına adanmış bir Ege mutfağı olmakla birlikte, asıl varlık sebebi ardındaki organik üretim ve tüketim felsefesinin yaşandığı çiftliğin dışa vuran yüzü, bir numaralı tüketicisi, buzdağının suyun üzerindeki kısmıdır. Günübirlik bir gezi ve dinlenme alanı olan işletmenin içerisinde kendi buğdaylarımızı öğüttüğümüz bir su değirmeni, ekmeklerini pişirdiğimiz bir kara fırın ve organik sertifikalı ürünlerimizin satıldığı bir bakkalımız var. Küçük göletin üzerinde kurulu çay ve gözleme evine asma köprüden eğlenerek ulaşabiliyorsunuz. Çocuklar için bir pony klübü, gençlerin ata binebilmeleri için de manej mevcut. Bu arada gezerken çeşitli çiftlik hayvanlarını da görebiliyorsunuz. 
100 yıllık İtalyan makinelerini çalıştırıp, el ustalığı gerektiren bu geleneksel üretim modelini yaşatmak hedefi ile günümüz gıda sağlığı tüzüğü standartlarında üretim yapan Değirmen yağhaneyi kurdum. 
Bir marka yarattım. Bizim çocukluğumuzda çok değer verilen Yerli malı haftalarının coşkularından esinlenerek markamın adını YERLİM koydum. Logosu, hasat sonrası şükür dansı yapan yerlileri ifade ediyor. 
Taze meyve, sebzeye artı katma değer yaratmak için mamul üretimi yapmak üzere; bir imalathane kurdum. YERLİM markalı, organik sertifikalı, üretim izinli, en önemlisi ise geleneksel üretim biçimlerinin kullanıldığı imalathanede sadece çiftliğin kadınları çalışıyor
İmalathanemizdeki üretim modeli; bizden önceki nesillerden geleneksel üretim bilgisini almak, günümüz sağlık kurallarının gerektirdiği fiziksel koşullarla buluşturmak ve bizden sonraki kuşaklara bu bilgiyi aktarmak üzerine kuruludur. 
Bu hedefi beslenmenin temel ilkesi olarak sayıyoruz ve bilge köylü kadınlardan aldığımız bilgi ile üretim yapıyoruz. Organik olmanın yanı sıra, besin değeri, lezzet, yerellik bizim için çok önemli. Çok zor ve emek yoğun bir iş yapıyor, yaptığımız işi önemsiyor ve ürünlerimizi ilaç kadar değerli besinler olarak görüyoruz.
Son beş yıldır etkilerini şiddetle hissetmeye başladığımız Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri beni alternatif kapalı alan tarımı olan seracılığa zorladı. Serada organik üretim oldukça zor ve yüksek maliyetli, düşük verim ve zararlı mücadelesinde yaşanan güçlükler çok zorlayıcı olsa da kış ve yaz aylarında açık tarla tarımında yaşanan kayıplar, ilkbahar ve sonbahar aylarında serada üretimle giderilmeye çalışılıyor. 
Zeytin ağacı, zeytin ve zeytinyağına duyulan saygı ve sevgi ile, bir sosyal sorumluluk projesi olarak ‘Zeytin ve Zeytinyağının Anadolu’da bilinen tarihini gelecek nesillere aktarmak üzere ‘OLEATRIUM Zeytin ve Zeytinyağı Tarihi Müzesi’ kuruldu Oleatrium; Olea ve Atrium kelimelerinin birleşerek oluşturduğu zeytine ait geniş alan anlamına geliyor. 
Bu büyüklükte bir çiftlik için hayvan gübresini nasıl temin ediyorsunuz? 
Organik tarımın olmazsa olmazı hayvancılıktır, 100 baş sağmal süt hayvancılığı işletmesini kurdum. Hastalıklardan arî sürü sertifikasını bölgemde ilk alanlardan biri olarak kesintisiz sürdürüyorum. Çiğ süt üretimi işletme için önemli bir iş ancak, organik tarımın en değerli girdisi katı ve sıvı gübre kaynağımız hayvancılık işletmesidir. 
Menşei Sakız adası ve ülkemizdeki gen kaynağı Çeşme olan, ticari değeri yeterli görülmediği için üretimi dar bölgede meraklısına kalmış, nesli tükenmekte olan Sakız kuzularından bir sürü oluşturdum. 
Serbest gezen ve doğal üreyen kümes hayvanları yetiştiriyorum. Atlar, Eşekler, Develer, daha pek çok çiftlik hayvanı besleniyor işletmede. Hem işletmenin süsü oluyorlar hem de bitki-insan-hayvan dostluğunun kurduğu doğal denge ile ortak yarar üzerine sürdürülebilir yaşamın paydaşları…

yerlim2

Organik Tarımın en büyük zorluğu nerde size göre? Küresel ısınmanın etkisi hissediliyor mu?
Organik tarımda her şey zor, hangisinden söz etmeliyim bilmiyorum ama en zoru; tüketicinin organik ürün ve doğru beslenme konusundaki eksik, yanlış veya yetersiz demek daha doğru olacak bilgi eksikliğidir. Tüketicinin sisteme güvenini sağlayacak, (organik sertifikalı ürün ne kadar güvenilir üründür?) üretici ile tüketici arasında gereği kadar köprü kurulamamış olması en büyük sıkıntı. Oysa insanlar en azından çocukları için organik ürüne ulaşmaya çalışıyorlar. Bu konudaki düşüncem ve tüketiciye önerim;
Her iş dalında olduğu gibi güncel önem kazanmaya başlayınca organikçi olduğunu söyleyenler de çoğaldı. Birkaç yıl öncesine kadar gerçek organikçilere ütopyacı diyenler birden en aslan organikçi kesildi. Organikle alakası olmayan pazarlarda, manavlarda, restoranlarda organik söylemlerine, hatta etiketlerine rastlamak mümkün. Bu tür sahtekârlıkları engellemek yerel belediyelerin, tarım teşkilatlarının görev ve sorumluluğunda. Beyazsineklerle mücadele etmek, insanların ne yediğini bilmek hakkını korumak bu kurumların işidir. Gıda güvenliği konusunda ardı ardına patlayan sahtecilik haberleri haklı olarak insanları çok tedirgin ediyor. Ancak biliyoruz ki sahtecilik (tağşiş) asıl endüstriyel gıdada sorgulanması gereken boyutlara gelmiştir, öncelikle organikte değil. Bu durum elbette organik sorgulanmasın anlamına gelmiyor. En titiz sorgulanması gereken üretim biçimidir organik. Eğer bir bedel ödüyorsa, tüketicinin en temel hakkıdır sorgulamak, araştırmak. Araba veya ev almadan önce marka veya çevre seçiminde gösterdiğiniz titizliği organik üreticinizi, tedarikçinizi seçerken de gösterin. Belki de daha basite indirgemeliyim; saç bakımınızı yaptırdığınız berberi, diş bakımınızı yaptırdığınız dişçiyi, aile doktorunuzu, çocuğunuzun okulunu-öğretmenini, içtiğiniz kahvenin, giydiğiniz ayakkabının markasını seçerken gösterdiğiniz özeni organik ürün seçiminizde de gösterin. Sorgulayın. Görsel, işitsel, duyusal, tatsal tüm algılarınızı organik ürünün ayırdımına varabileceğiniz biçimde geliştirmeye çalışın. Organik tarım ve ürünlerinin üretiminde üretici, ulusal ve uluslararası standartlarda oluşturulmuş kontrol sistemine uymak zorundadır. Organik üretim bir sistem ve kurallar çerçevesinde yapılır. Kırmızı ışıkta durmak, yeşil ışıkta geçmek kadar açık ve net kuralları, şartları vardır. Bu sisteme uygun üretim yapan ve devlet adına yetkilendirilmiş kontrol kuruluşları tarafından kontrol edilerek, sisteme uygunluğu onaylanıp sertifikalanan üretici, ürün etiketlerinin üzerinde ‘Organik Ürün Logosu’nu kullanmak zorundadır.
Her şeye rağmen, bu konuda %100 emin olmak ve içinizin rahat etmesi için en doğru kaynak üreticinin kendisi ile doğrudan kuracağınız ilişkidir. Çağımız iletişim çağı. Tedarikçinizle, üreticisi ile bireysel iletişim kurmalı, gerçekliği ve güvenilirliği hakkında son kararı siz vermeli, hem kendinizi hem de gerçek organik üreticisini korumalısınız. Kendisine güvenen insanlar, karşılarındakine de güvenirler. 
Evet, iklimsel değişiklikler, mevcut bilgi üzerine devam etmekte olan hareketi değiştirecek. Çünkü artık üreticiler, bir bölgede ısrarla incir üretmek istiyorum deseler bile, üretemeyebilecekler. Örneğin, son yıllarda yazlar daha sıcak, ilkbahar ve sonbahar kalmadı, kışları ise henüz tarif edemiyoruz. Aslında, bizi korkutan en önemli şey, gece ile gündüz arasındaki ısı farkının açılıyor olması. Isı farkı, bahar dönemlerinde 18-20 derecelere kadar çıkabiliyor. Örneğin, gündüz 28 derece, gece 8-10 derece olabiliyor. Bitkiler ise bu farklılıktan çok ciddi şekilde etkileniyor. Bizim bulunduğumuz bölgede kabak, salatalık gibi ürünler, mart ayının ikinci yarısında toprağa atılırdı, şimdi cesaret edip tohumu atamıyoruz. Çünkü mart sonu nisan başında hiç beklenmedik gece soğuklarıyla karşılaşabiliyoruz. Bu ürünler 45 günde hasada geliyor. Ekimi 1 ay geciktirdiğimizde, hasat dönemine Mayıs sonunda giriyoruz ve Haziran başında yaşanabilen anormal sıcaklar, tam hasada gelmiş olan bitkiyi kurutabiliyor. Bu durumda, almamız gereken ürünün onda biri kadar ürün alıp, tarlayı sürmek zorunda kalabiliyoruz. Aynı sıkıntıyı sonbahar döneminde de yaşayabiliyoruz. Yaz ayında aşırı sıcakların olması, kışın beklenmedik fırtına dolu, kar gibi hava hareketlerinin daha sık rastlanır olması tarla bitkilerini çok olumsuz etkiliyor. Maalesef bu küresel iklim değişikliğine yapabilecek hiçbir şey yok. 

Organik ürünler pahalı mı? Sadece belirli bir kesime hitap ediyor algısı var . Ürünleriniz nerelerde satılıyor?
Bence hiç değil. Gerçek ihtiyaçlarınızın neler olduğunu sorgular, güçlükle kazandığınız paranızı harcarken gerçek ihtiyaçlarınıza(başta besin) bütçenizden ne kadar pay ayırdığınızı tekrar gözden geçirir, sağlık sorunlarınıza harcadığınız bedeli de üzerine eklerseniz toplam maliyet hesabı daha iyi çıkar. Organik üretim çok meşakkatli, yüksek risk taşıyan, bilgi gerektiren, emek yoğun bir iştir. Pazarı yeterince oluşmamış ve tedarik zincirindeki pek çok halka eksik olması nedeniyle de son tüketiciye ulaşıncaya kadar eklenen pek çok diğer maliyetlerle ne yazık ki pahalı bir ürün haline geliyor. Oysa üreticisi en çok yorulan,buna karşılık en az kazanan olmaya devam ediyor. 
Organik ürünü sadece organik ürün satan butik mağazalardan veya pazarlarından aramalısınız. Buğday derneğinin %100 Ekolojik Pazar yerlerinde (Şişli/Feriköy-Bakırköy-Kartal pazarları)satılıyor. Sadece organik ürün satan küçük butik mağazalarda ki sayıları giderek artıyor son zamanlarda ve özgün yerel ürünler satan şarküterilerde bulunuyor. Kuşadası’nda Değirmendeki kendi bakkalımızda hem satılıyor hem de kargo ile gönderim yapıyoruz. Kısacası gerçek gıdayı aramak zahmetine katlananların ulaşabildiği yerlerde bulunuyor ürünlerimiz. Doğrudan bize ulaşmak isterseniz sitemizden ürünlerimizi inceleyebilir, sipariş verebilirsiniz.

Belki de Avrupanın en kapsamlı zeytinyağı müzesini Oleatriumu Kuşadası’na ve Türkiye’ye kazandırdınız. Oluşum sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?
Zeytin’in ve Zeytinyağının bilinen tarihini en kapsamlı ve kronolojik şekliyle yansıtan “Oleatrium Zeytin ve Zeytinyağı Tarihi Müzesi’’, Zeytinyağının 2500 yıl öncesinden başlayarak, erken sanayi dönemine uzanan süreci sergileniyor. Müzede orijinali Urla’da bulunan Klozemenai’nin bir örneği dahil, yüzlerce Zeytinyağı üretim aracının büyük bölümü çalışır konumda sergileniyor. 
Yaşadığımız toprakların Zeytin ve Zeytinyağı kültürünün; Zeytinin Anadolu ve Akdeniz tarihi ile bağını yansıtmak, paylaşmak, anlamlandırmak, geleceğe miras bırakmak adına oluşturulan Oleatrium’da  2500 yıl öncesinden başlayan bir zaman tüneline girip 100 yıl öncesinden çıkıyoruz. Oleatrium’da oluşturulan Zeytin ve Zeytinyağı Tarihi Müzesini dünyadaki diğer müze ve sergi alanlarından ayıran en önemli özelliği sergilenen işliklerin büyük bölümünün Zeytinyağı üretilebilecek konumda olması. Oleatrium’da 11 reyondan oluşan bir zaman tüneline giriyorsunuz. Zeytinyağının tarihin bilinebilir dönemlerinde nasıl üretildiğine ilişkin gerçek ebatlarda ve gerçeğe yakın canlandırmalarla görsel anlatım yapılıyor. Böylece günümüz insanı ve gelecek kuşaklar, varsayılan tarih boyunca farklı dönemlere ait işlik düzenleri, bu düzendeki mekanizma ve gereçlerin nasıl işlediğiyle ilgili görsel ve kalıcı bilgi sahibi olabilecekler. Müzede Zeytinyağının sadece üretim şeklini değil, kullanım alanlarını da görebiliyoruz.

Çiftlikle ilgili başka hayalleriniz de var mı? 
Uygulamalı bir alternatif ‘Organik Tarım Okulu’ kurmak ve çiftçi çocuklar, gençler yetiştirmek istiyorum. Bir öğretmen olarak en büyük hayalim bu.
Aslında ben tarım alanlarımda Perma kültür yapıyorum ve gerektirdiği bireysel davranış biçimini, felsefesini yaşıyorum denebilir. Yaşadığımız topraklarda bugünün yasal zorunlulukları ve ekonomik olarak sürdürülmesi gereken bir işletme modelini yürütmekle ilgili sorumluluklarım bunu ‘Organik Tarım’ olarak nitelememi zorunlu kılıyor. Tüm çalışanlarımı da bu anlamda eğitmeye, öğretmeye gayret ediyorum. Gıda sektöründeki mevcut sistem, benim tercihim ya da seçimim değil ama içinde yaşamak , var olmak zorunda olduğum bir düzen. Kurduğum sistemin ayakta kalması, yaşaması gerekli. Bunun için tüm zorluklarına karşın, kurduğum bu okulun başöğretmeni olma sorumluluğumu ve temel değerlerinden hiç vazgeçmeden üretimi, bilgi aktarımını, adaletli paylaşımı, saygı ve sevgiyi, toprağımızda barışı yaratmayı ve yaşatmayı sürdürebilmek tek isteğim. Bulduğum ilk fırsatta da deneyimlerimi(her anlamda) yazmak istiyorum. Ben çok şeyi tek başıma bulmak, keşfetmek ve çevremdeki insanları bu düşüncelerime ikna edebilmek için çok çabalamak zorunda kaldım. Belki tecrübelerimi aktarabileceğim insanlar bu yollardan daha az zahmetle geçerler, bir fayda sağlayabilirim.

Not: Bu  keyifli röportajı hazılayan yazarımız Dilek İnce Özenel’e teşekkür ederiz.

 

Hakkında OrganikDunya

Yanıt Yaz

Sayfa Başına Git