Home / Genel / Organiğin Merkezine Unutulmaz Bir Seyahat

Organiğin Merkezine Unutulmaz Bir Seyahat

Eğer “organik” kavramıyla ilgileniyorsanız sizi, Hipp ailesinin Polonya’da yer alan çiftliğine yapılacak bir yolculuktan daha fazla heyecanlandıracak bir şey muhtemelen yoktur. Çünkü burası organik yaşamın en iyi örneklerinden biri. İşin daha da etkileyici olan kısmı ise bu durumun yüzyılı aşkın süredir devam ediyor olması. 

kapak

Dünyanın en büyük organik ham madde işleyicisi olarak doğa, insanlık ve ekonomi konularında bilinçli ve hassas bakış açısı sürdüren HiPP’in Polonya’daki çiftliğine yolculuğumuz, HiPP Ülke Müdürü Mustafa Karık, HiPP Pazarlama Müdür Emine Arslan ve Anne Bebek PR gurusu Mehmet Ustaoğlu ev sahipliğinde ve yeni tanıştığım, bu seyahatten daha da keyif almamızı sağlayan basından arkadaşlarımız ile başladı. Bahsettiğim gibi, gideceğimiz yer ve burada göreceklerimiz bizi oldukça heyecanlandırıyordu. Polonya’ya indikten sonra bizi bekleyen 3 saatlik bir kara yolculuğu vardı. Bu sürenin nasıl geçtiğini açıkçası pek anlayamadık çünkü yolculuğun büyük bir kısmı ağaçların kucaklayarak sardığı yolda oldukça keyifli bir şekilde gerçekleşti.

Çiftliğin sınırlarına girdiğiniz andan itibaren gördükleriniz sizi kendine hayran bırakıyor. İçinde yaşadığımız dünyadan tamamen izole, doğanın en saf haline tanık oluyorsunuz. Bizler bu durumun keyfini sürerken ilk sürpriz ile karşılaştık. 100 yılı aşkın mazisi ve içinde çok fazla yaşanmışlıkları olan bir şatoda konaklayacaktık. Doğayla iç içe geçerek harika bir şekilde kamufle olmuş bu yapı, tamamen ahşap ve taştan oluşmaktaydı. Şömineler ile ısınan odalar birbirinden farklıydı, tek ortak noktaları ise size içerideyken bile kendinizi halen doğayla iç içe hissettirmesiydi.

Misafiri olduğumuz HiPP Yönetim Kurulu Başkanı Stefan Hipp, bizlerle 3 gün boyunca ilgilendi ve bizzat kendi gezdirdiği arazilerinde ürünlerin hangi koşullarda tüketiciye sunulduğunu, her ürünün nasıl ekildiği, büyüdüğü ve hangi koşullarda toplatıldığı o kadar şeffaf bir şekilde gösterildi ki, öğrendiklerim sonrasında kendimi bu seyahatle ilgili bir kez daha şanslı hissettim. Bu gezi süresinde yediğimiz ve içtiğimiz her şey tamamen organikti ve bu ürünlerin birçoğu HiPP’e ait çiftliklerde üretilmekteydi. Öğlenleri, tarlalarda zamanla kendiliğinden oluşan ve oldukça güzel görünen göletler, yeşillikler arasında doğa ile iç içe yaptığımız pikniklerde bize, o bölgede sıkça görülen siyah leylekler ve anguslar misafir oluyor, akşam yemeklerimiz ise keyifli sohbetler eşliğinde geçiyordu. Bunları yaşarken Stefan HİPP’in niçin “doğanın kendilerini ödüllendirdiğini” düşündüğünü de çok daha iyi anladım. Mekanikle ve katkı maddeleriyle mücadelenin ödülünü bu şekilde fazlasıyla alıyorlardı.

grup

“Sağlıklı ve organik olduğu için ürünlerimiz yetişkinler tarafından da tercih ediliyor”

Dünyada 72 ülkede faaliyet gösteren ve 540 çeşit ürün gamına sahip HiPP’in hikayesini de sohbetlerimiz sırasında ilk ağızdan dinleme fırsatı yakaladık. Bir aile şirketi olan HiPP’in şu anki jenerasyonunun dedesi olan Joseph Hipp, kendi çocukları için galeta unundan bebek maması üretiyor ve kısa bir süre içerisinde bu mamanın namı kulaktan kulağa yayılıyor…. Olayın geri kalanını ve doğa sevgisini üretime yansıtmayı başaran HiPP markasının hikayesini ve vizyonunu Stefan Hipp’in sözleriyle dinleyelim;

hippceo

“Büyük büyük babamın 10 tane çocuğu olmuştu ve bu çocuklardan 8 tanesini iyi beslenemedikleri için öldüler. Daha sonra büyük babam, aynı olayın başına geleceği korkusuyla çocukları için pastanesinde galeta unundan bir mama yaparak çocuklarını besledi. Bu şekilde babam ve kardeşleri hayatlarına devam edebildiler. Bu yapılan ürün aynı zamanda etrafta oldukça duyuldu ve çok beğenildi. Babam, bu başlayan bebek maması olayını daha da ileriye taşımayı kendine amaç edindi ve pastanesini bırakarak tamamen bu işe girdi. 1932 yılında Almanya’nın Pfaffenhofen şehrinde fabrika kurdu ardından da 50’li yıllarda ilk kavanoz fabrikası yapıldı. Çiftçilikle uğraşan ailemiz ellerindeki arazileri 1956 yılında Dr. Hans Müller’in de katkılarıyla organik tarım arazilerine dönüştürüyor ve yıllar içinde dünya çapında 6000 çiftçiyle çalışan güvenilir bir marka halini alıyoruz. 

“Ürünlerimiz 1000’in üzerinde farklı konuda, 280’in üzerinde standart kontrolden geçerek tüketicilere sunulmakta. Tüm bu kontrollerden geçerek kaliteli ürünleri elde edebilmek için çok büyük bir tecrübe ve bilgiye ihtiyaç var.”

Çocuk bedeni tanıdığımız en hassas bedenler bu yüzden de olabilecek en iyi bakıma ve beslenmeye ihtiyaçları var. Bunu gerçekleştirmenin yoluysa üretilen en iyi ve organik ham maddeleri kullanmak. Çocuğun bedenine giren maddeler tamamen arınmış olmalı ki sağlıklı bir gelişim gerçekleşebilsin. Organik ham madde dediğimiz zaman ilavelerin, atıkların ve benzeri hiçbir şeyin olmaması temel nokta. Bununla beraber tüm süreçlerde şeffaflık da gerekli. Üretim aşamasının tamamen şeffaf olması, ham maddenin nereden geldiğini, nasıl yetiştirildiğini bilmemiz çok önemli. Biz dünyadaki tüm tedarikçilerimizin nerede, neyi, ne şekilde, ne zaman ürettiklerini en başından en sonuna kadar biliyoruz. Tohum toprağa atıldıktan ürün ambalaja girene kadar olan süreci tamamıyla takip etmek mümkün. Bizim ürünlerimiz 1000’in üzerinde konuda 280’in üzerinde standart kontrolden geçerek tüketicilere sunulmakta. Tüm bu kontrollerden geçerek kaliteli ürünleri elde edebilmek için çok büyük bir tecrübe ve bilgiye ihtiyaç var. Bizim de bu konuda 100 yıla aşkın bir birikimimiz var.

Eğer teknik olarak zorunlu değilse ürünlerimizin hiçbirinde ilave şeker kullanılmaz. Burada bahsettiğimiz şeker beyaz şeker değil. Örneğin bisküvilerde bir miktar şeker olmalı aksi takdirde çocuk genzinde takılarak yutma sorunu ortaya çıkar. Eğer bir ürün fırınlanırken içerisinde hiç şeker olmazsa dokusunda büyük tanecikler oluşuyor ve bunlarda çocuklarda yutma zorluğu ortaya çıkarabiliyor. Tuz, şeker ve diğer katkı maddelerinin çocuklara zarar verdiğini düşünüyoruz ve bu ürünlerden hiçbirini kullanmıyoruz. Yalnızca organik olarak yetişen ürünleri kullanıyoruz.

toplufotoyeni

“Şekli bozuksa organiktir” gibi bir anlayış çok yanlış

Organik tarımın temeli; üretilen ürünlerin yetiştirilme amacı hiçbir kimyasal maddenin kullanılmaması ve tamamen doğal yollarla ürünün elde edilmesidir. Dolayısıyla tarlada olan her şey tarlada büyüdüğü için organik olmuyor. Ekilen hiçbir şey atık olmuyor, geri dönüşüm zincirine ekleniyor. Mekanikle mücadele ediyoruz ve yonca, havuç vb. tarlalardaki ürünlerimizi elle topluyoruz. Tüketici içinse en önemli olan kısım güvendir. Ürünlerin Avrupa Birliği kanunlarınca üretilmiş olması ve dünya üzerindeki bağımsız kuruluşların da bu ürünleri kontrol ediyor olması ve sertifikalandırılmış olması önemlidir.

“Bebek maması pazarından inovatif ürünler çok önemli. İnovatif ve duygulara dokunan ürünler aynı zamanda bizim kimliğimizi de oluşturuyor çünkü biz yalnızca ticari değil aynı zamanda bu işe gönül vermiş bir aile şirketiyiz.”

toplufoto

Avrupa Birliği ülkelerinde bir ürünün pazarda satılıyor olsa bile mutlaka sertifikasıyla satılıyor olması gerekiyor ve buna çok dikkat ediliyor. Bugünkü modern tarım anlayışı içerisinde ürünlerin kötü ve şekilsiz görünmesi gerekmiyor. Yani “şekli bozuksa organiktir” gibi bir anlayış çok yanlış. Hatta günümüzün teknolojiyse birçok organik ürün, organik olmayan ürünlere göre daha güzel bir şekle sahip oluyor. “

Stefan Hipp, gezilerimizden birinde ekilecek arazinin daha iyi ve sağlıklı mahsul vermesi için neler yaptıklarını hakkında bilgi verirken bebeğin yani sıra yetişkinler için de keyifli ve inovatif ürünlerin yakın zamanda geleceğinin müjdesini verdi;

“Bizim özellikle kavanozda satılan meyve ve sebze püresi ürünlerimizin yüzde 25’i yetişkinler tarafından da tüketiliyor. Bu yüzden yetişkinlere özel bir çalışmamız yok. Biz bebeklere yönelik üretim yapıyoruz, fakat sağlıklı ve organik olduğu için ürünlerimiz yetişkinler tarafından da tercih ediliyor. Üretimimiz olan ambalaj içerisindeki meyve pürelerinin yüzde 70’i yine yetişkinler tarafından tüketilmekte ve bu grubun önemli bir çoğunluğu da sporcular. Bu ürünler sağlıklı bir enerji kaynağı oldukları için  tüketilmekte. Kozmetik alanındaysa organik bir seri üretme çalışmalarımız var. Yaptığımız araştırmalara göre satılan kozmetik ürünlerimizin yüzde 50’si yetişkinler tarafından kullanılıyor. Çünkü ürünlerimiz en hassas ciltlere dahi uygun olduğu için herkes tarafından rahatlıkla tüketilebiliyor.

Türkiye bizim için en önemli pazarlardan biri. Sadece satış yaptığımız bir pazar değil aynı zamanda ithalat yaptığımız bir bölge olarak da farklı bir pozisyonda. 20 yıldır Türkiye’den elma, soğan, kayısı, vişne gibi organik ürünleri ithal etmekteyiz ve bu işbirliği de büyüyerek artmakta. Türkiye’de organik pazarın çok hızlı ve güçlü bir şekilde büyüyeceğinden eminiz. Özellikle gençler sağlıklı gıdalar konusunda daha bilinçliler ve ciddi araştırmalar yaparak bu gıdalara ulaşmanın yollarını buluyorlar.”

inekkaz

“Organik sebzeler konvansiyonel sebzelere göre biraz daha pahalı olabilir çünkü süreç içerisindeki el işçiliği çok fazla.”

Gezilerimiz boyunca gördüğümüz ve değinmeden geçemeyeceğim bir noktada çiftlikte yapılan hayvancılık. Hayvan refahına verilen önem muazzam düzeyde. 1000’in üzerinde Angus sığırı bulunan çiftlikte hayvanlar yavru verdiği sürece sürüde kalıyorlar. Anguslar, Nisan ayında yaylalara bırakılıyor ve Aralık ayında karlar yağana kadar sürekli dışarıda, kendi başlarına gezinerek otlanıyorlar. Kışında yine geniş alanlarda bağlanmadan hayatlarını devam ettiriyor. Öte yandan Angus ve koyun yavruları 8 ay boyunca annelerinin yanında kalıyor yani konvansiyonelde olduğu gibi yavrular 2-3 gün sonra annelerinin yanından alınmıyor. HiPP tıpkı insanlarda olduğu gibi yavrunun da en iyi besleneceği yerin annesinin yanı olduğunun farkında.

Screen Shot 2016-09-22 at 23.01.56

“Organik tarımda önemli bir detay ise ürünün verimli olabilmesi için sadece bir türden ekim yapmak değil aynı dönemde farklı ürünlerden ekim yapıp böylece birbirlerinden faydalanmalarını ve birbirlerini desteklemelerini sağlamak.”

3 günlük süreç sonunda yorulduğumu söylemek bir yana geldiğimden daha enerjik ve canlı bir şekilde geri dönüyordum. Doğa ile iç içe geçirdiğim bu süre, tükettiğimiz tamamen organik ürünler ve deneyimlediklerim aslında doğanın, ona verdiğimizden fazlasını her zaman bize cömertçe geri sunduğunu yeniden hatırlattı.

Bu arada özel bir çorba vardı soğuk tüketilen formülü gizliymiş Çok leziz bir çorbaydı görselini sizinle paylaşmadan geçemezdim.

Organik Türkiye ve bir tüketici olarak HiPP ailesine insan ve hayvan refahına bu kadar önem ve değer verdikleri için çok teşekkür ediyorum.

hippslayt2 hippslayt

HİPP HAKKINDA…
1899 yılında kendi bebeklerini beslenme yetersizliği ile kaybettikten sonra süt bisküvi ve galeta ununu karıştırarak ilk olarak mama hazırlamışlar. 1901 yılında mamayı paket içerisinde kendi pastanelerinde satmaya başlamışlar. 1932 yılında Almanya’nın Pfaffenhofen şehrinde fabrika kurulmuştur. Aile 1950 yıllarında ilk kavanoz fabrikasını kurmuş. Çiftçilikle uğraşan aile ellerindeki arazileri 1956 yılında Dr. Hans Müller’in de katkılarıyla organik tarım arazilerine dönüştürmüştür. 72 ülkede satışta olan Hipp toplamda 540 çeşit ürün gamıyla annenin hamilelik döneminde başlayan hem anneye hem de bebeği doğumdan sonrada çocukluk dönemini de içine kapsayan çok geniş bir dönemde destekleyen gıda ve kozmetik ürünlere sahiptir. Dünya üzerinde 6000‘nin üzerinde anlaşmalı çiftçi ile çalışan Dünya’nın en büyük organik ham madde üreticisidir. Toplamda 22 üretim tesisi bulunmaktadır. Almanya, Avusturya, Hırvatistan, Fransa, Belçika, Macaristan, Rusya, İsviçre ve Ukrayna’da üretim tesisleri bulunmaktadır. Avrupa Birliği yasaları ve organik tarım yasalarının da üzerinde HiPP kritik limitleri uygulanarak üretilen organik ürünler Türkiye’ye geldikten sonra Dünya üzerinde akredite olmuş bir bağımsız denetim firması tarafından tekrar sertifikalanır. Tüm organik ürünler üzerinde Avrupa Birliği organik logosu, Bağımsız denetim firmasının logosu ve kontrol numarası olması bu yasal gereklilik sebebiyledir. Türkiye’de satışı yapılan ürünler T.C Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile T.C Sağlık Bakanlığı tarafından izinlenir, kontrol edilir ve her bir ürün Türkiye’ye girişte analize tabi tutulur. 
Dünya üzerindeki toplam 6000 çiftçinin yaklaşık 1500’ü Türkiye’de bulunmaktadır. Türkiye ‘de iki ayrı kar merkezine sahiptir. İzmir’de 13 sene önce kurulmuş organik ham madde ihracatı yapan bir ofis bulunmaktadır. Organik elma, organik kayısı, organik soğan, organik çilek ham madde olarak ihraç edilmektedir ve ihtiyacın ancak %3‘ü Türkiye’den karşılanmaktadır. Türkiye’deki diğer kar merkezi 2008 yılında İstanbul’da kurulmuş olup ithalat, satış ve pazarlama yapmaktadır. 80‘in üzerinde ürün satışı yapılmaktadır. Organik bebek sütleri, organik kaşık mamaları, organik meyve ve sebze püreleri, organik bisküviler, organik atıştırmalıklar, organik menüler, organik çaylar, anne sütü artırıcı çaylar, anne ve bebek kozmetik ürünleri satışını yaptığı ürünler arasındadır.
Türkiye pazarında inovatif ve organik ürünlerin öncüsü olmuş bebek maması pazarında ilk 3 büyük marka arasındadır. Özellikle 1 yaş üstü ürünlerden çocuk gofretleri, çocuk barları, çocuk püreleri ile yeni bir segment oluşturmuş bebek maması pazarının sadece ek gıda ve bebek sütlerinden oluşmadığını bu inovatif, organik ürünlerle anlatmaya çalışan bir misyonu vardır. Önümüzdeki yıllarda da özellikle lansmanını yapacağı organik ürünlerle pazarı büyütecek ve yeni segmentler oluşturup tüketicinin değişen ihtiyaçlarına cevap verecektir.

Hakkında OrganikDunya

Yanıt Yaz

Sayfa Başına Git